Yaşam

Dünya turuna çıkan Türk gezgine Yeni Zelanda’da ırkçı saldırı: Darbeler sonucu hastaneye kaldırıldı

Sosyal medyada ‘Evrensel Adam‘ adıyla tanınan ve Yeni Zelanda’ya ‘çalışma ve tatil’ vizesiyle giden Yiğit Kurt’un amacı çalışmaya başlamadan önce bir dünya turu yapmaktı. Bu sebepten her zaman olduğu gibi Hindistan, Malezya, Singapur, Fiji gibi yerleri gezerek seyahat eden Yiğit, ocak ayının ilk haftası Yeni Zelanda’ya ulaştı.

Olayın gerçekleştiği yerin Auckland şehrindeki ‘Hobson Lodge’ adlı hostel olduğunu söyleyen Yiğit, ülkeye ilk geldiğinde hostelde yaklaşık 10-15 Türk’ün kaldığını, her yıl 100 kişiye verilen özel bir vize olduğu için de haliyle herkesin bir şekilde birbirini tanıdığını dile getirdi. Milliyet’in haberine göre, Yiğit’e saldıran Macar asıllı John Davidoff adlı kişinin, Yiğit oradayken ve gelmeden önce de özellikle Türklere karşı hep ayrı bir tavır takındığı biliniyor.

“Hostelin ortak kullanım alanında insanlar iş yaparken sürekli müdahalelerde bulunuyormuş” diyen Yiğit Kurt, “Oradaki arkadaşlarım halihazırda gün içinde işe gittikleri için akşamları hep birlikte ortak kullanım alanında oturup sohbet ediyorduk. Yine böyle oturduğumuz bir gün sürekli fevri hareketlerde bulunuyordu. Sanki ortak alan kendisine aitmiş ve oranın sahibiymiş gibi davranmaya çalışıyordu. Yine başka bir günde dolaptan çıkardığı eti sıcak suyu sonuna kadar açarak suyun altında bıraktı. Ben ve arkadaşlarım bu durumu eleştirirken yanımıza gelip, “Benim hakkımda mı konuşuyorsunuz?” dedi. Ben de “Evet, yaptığın yanlış bir davranış. Suyu böyle sonuna kadar açmak israf. Lütfen kapatır mısın?” dedim. Bana ‘Hayır, seni ilgilendirmez. İstediğim kadar açarım, burası benim hostelim’ dedi. Ben de ‘Hostelin sahibi değilsin ve burası da ortak kullanım alanı. Ek olarak su dünyamız için önemli bir kaynak, bu sebepten dolayı beni ilgilendirir’ dedim. Ardından tartışmaya başladık. Herkese yaptığı fevri davranışları bana da yapmaya başladı. Küfür etti” diyerek ekledi:

“Küfür ettikten sonra ben de sinirlenip bağırmaya başladım. Gittim ve suyu kapattım. Suyu kapattıktan sonra ortam gerildi. Birbirimize oldukça yakınken bana art arda yumruk atmaya başladı. Ben karşılık vermedim çünkü hem yeni olduğum bir ülke hem de ortak alanda kamera vardı. Kişi yaş olarak benden büyük olduğu içinde karşılık vermeyi doğru bulmadım. 6-7 yumruktan sonra orada yaşayan ve benimle aynı masada olan diğer Türk arkadaşlar araya girdi. Daha sonra herkesin içinde haykırarak ‘Müslüman terörist’ dedi. Olayın sıcaklığı geçince yüzümde acılar hissetmeye başladım, kulağımdan kanlar akıyordu. Hemen herkes başıma toplanıp durumumu sordu. Orada yaşayan Victor Revan ve Erkan adlı arkadaşlarımın yardımıyla hastaneye gittim. Hastanede darbe olduğu için kafa tomografisi çekildi. Kulağımdaki yara temizlendi, küçük dikiş tarzı bir şey yaptılar. Yüzümdeki şişlikler için krem sürdüler. Ancak kafaya dayalı darbe olduğu için sabah 6’ya kadar gözetim altında tuttular. O sırada Yeni Zelanda polisleri geldi. Görgü tanıklarıyla birlikte geniş bir tutanak tutuldu.”

‘Alışveriş yaparken beni takip etti’

O gün hostel yönetimi Macaristan vatandaşı olan John Davidoff’u hostelden kovdu. Ve Yiğit Kurt da o sabah diğer arkadaşlarından Davidoff’un özellikle Türklere karşı düşmanca tavırları olan ve Türklerden nefret eden bir insan olduğunu ancak o zamana kadar kimsenin ‘Başım belaya girmesin’ diye yaptıklarına karşılık vermediğini öğrendi. Polislerin olay sonrası oldukça yavaş çalıştıklarını dile getiren Yiğit, “İlk olarak tutanağı istedim, vermediler. Polis merkezine gittim, mail atacaklarını söylediler. Olaydan 1 hafta sonra da mail attılar. Bana mailde ‘John Davidoff uzaklaştırma aldı. Yanına 100 metreden fazla yaklaşamaz’ denildi. Ancak 1 hafta sonra hostele eşyalarını almaya geldi, yine hemen polisi aradım ve ekipler geldi. Durum normal karşılanıp ‘Sadece eşyalarını almaya gelmiş’ denildi. Daha sonra polisten aldığım başka bir mailde ise bana John Davidoff’un tutuklandığı yazıyordu. Ancak yine 2-3 sonra bir markette alışveriş yaparken beni takip ettiğini gördüm. Yine polisi arayıp durumu anlattım. ‘Bana ‘Tutukladık’ dediğiniz biri nasıl hala sokakta? Anlayabilmiş değilim’ dedim” şeklinde konuştu.

‘Dünyanın en güvenilir ülkesi o kadar da güvenilir değilmiş’

Mahkeme, bu olaydan yaklaşık 1 ay sonraya duruşma tarihi verdi ancak Yiğit Kurt, mahkemeye gittiğinde mahkeme binasının kapalı olduğunu, yoğun yaşanan bir sel yüzünden bütün davaların ertelendiğini öğrendi. “Dünyanın en güvenilir ülkesi o kadar da güvenilir değilmiş” diyerek içinde bulunduğu ruhsal durumla birlikte ülkeyi terk ederek Hawaii’ye gitti.

Olayın devamındaki günlerde bir polis memuruyla sürekli malileşmeye devam etti. Yiğit’e yaşadıklarından dolay üzgün olduğunu ve yaşadığı şeyleri detaylı olarak anlatmasını istedi. Yiğit Kurt, “Zaten saldırının yaşandığı o video onların da elinde mevcutmuş. Polis memuruyla olan uzun mailleşmelerin sonunda şu an Amerika’da olduğumu ve davaya katılamayacağımı söyledim. Ardından dava tekrar 8 Nisan 2024’e ertelendi. Ancak bu duruşmaya bana gönderdikleri bir link üzerinden online olarak katılacağım. O gün görgü tanıdığı olan Victor da benimle iletişime geçti. Çünkü polis memurları onun da ifadesini almış. Polis memuruyla son mailleşmelerimizde durumu özet geçmesini rica ettim. ‘Bana ilk haftalarda tutuklandı’ yazdınız. Peki dışarıda nasıl direkt karşıma çıktı’ diye sordum” bilgisini paylaştı.

Kefaletle serbest bırakılmış

Polis memurundan son mailini 6 gün önce alan Yiğit’e, Davidoff’un o gün tutuklandığı ancak mahkeme tarafından kefalet koşullarıyla serbest bırakıldığı, hakim kararını verene kadar bu koşullarda kalmaya devam edeceği aktarıldı. Avukat tutmasına gerek olmadığını, kendisini temsil edecek görevliler ve avukatlar olduğunu dile getiren polis memuru, olayın görüntülerinin olduğu bir kopyanın kendilerinde olduğunu da iletti.

“Size sunu içtenlikle belirtmek isterim. Eğer bu olay sadece su kavgası yüzünden çıksaydı inanın üzerinde durmazdım” şeklinde konuşan Yiğit Kurt, “Ancak gurur duyduğum Türklüğüme, dilime, dinime yapılan bir saldırı için durum ne olursa olsun sonuna kadar savaşırım” ifadelerini kullanarak sözlerini şöyle noktaladı:

“Irkçılığın bana göre dili, dini yoktur. Bu insana karşı saldırmak basit olanı yapmaktı ancak ben hukuk yolunu seçtim. Bu hem oradaki Türk topluluğunu, kimliğini korumaya yönelik bir hareketti hem de bu insana diğer böyle düşünen insanlara büyük bir mesajdı. Çünkü iyi bildiğimiz bir senaryo var ki ben karşılık versem adım direkt saldıran barbar Türk olurdu.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

-
Başa dön tuşu